Çay Sektöründe Kalite Nasıl Artar? – Ali Bayramoğlu

İş adamı, Eski Rize milletvekili ve Karadeniz Vakfı Genel Başkan Yardımcısı Ali Bayramoğlu ile çay sektörünün geleceğini konuştuk. Bayramoğlu, siyasette ve ticarette çay sektörünün meseleleriyle yakından ilgilenmiş, küresel ve yerel çay piyasasını yakından takip eden tecrübeli bir isim olarak “yerli çayın kalitesini nasıl artırabiliriz?” sorumuza cevap verdi. Türk çayının da İngiliz markalı Hindistan çayı gibi markalaşması için gerekli gördüğü kanun düzenlemesini anlattı.

KASAM: Ali Bayramoğlu kimdir?

BAYRAMOĞLU: 1958 Rize doğumlu iktisatçıyım. MÜSİAD’ın kurucu üyelerindenim. Bu kurumun ikinci dönem genel başkanlığını yaptım. 2007 senesinde Rize’den milletvekili oldum İçinde çay dahil olmak üzere birkaç sektörde faaliyet gösteriyoruz. Özel sektör çay işletmeciliğine 1984 yılında başlamıştır. Biz ise 86 ve 87 yıllarında bu sektöre yatırım yaptık. Sektörde neredeyse otuz yılı aşkın bir tecrübe birikimimiz var. Aynı zamanda o yıl itibariyle Ulusal Çay Konseyi’ni kurdum. Aşağı yukarı beş sene de onun başkanlığını yaptım. Sektörün hem Türkiye açısından hem de dünyadaki gelişimi açısından faaliyetlerimiz oldu. Özellikle çay üretimi noktasında Çin, Hindistan, Sri Lanka, Uganda, Kenya ve Malavi gibi öncelikli ülkelerin hepsiyle bir şekilde program ve organizasyonlar aracılığıyla sektörel iş birliği için bir araya geldik. Hatta birkaç defa Dubai’deki dünya çay sempozyumlarında Türkiye’yi temsil ettik. Tabii bu faaliyetler ancak takip edilir ve devamı getirilirse size katkı sağlıyor.

KASAM: Çayı hepimiz biliyoruz ve içiyoruz. Ama onu farklı yönleriyle bilmiyoruz. Bu yönlerini bir uzmanından dinlemek isteriz.

BAYRAMOĞLU: Çay, yaş yaprak olarak dalından kesildikten sonra en fazla 24 saat içinde işleme tabi tutulup çay haline gelmesi gereken bir üründür. Gelmezse yanar veya kurur. Yani o çay olmaz. Ve dünyada en çok çevresindeki kokuyu çeken bitki çaydır. Onun için bergamot aromalı çay mesela bergamot çayı değildir, bildiğimiz çaydır ama ona siz gıda esansı olarak bergamot verirseniz o koku üzerine yapışır. Yıllarca o koku üzerinde durur. Yani bu koku çekme özelliğiyle olur. Mesela buzdolabınız kötü kokuyor olabilir veya arabanızın bagajına turşu dökülmüştür ve o kötü kokuyordur. Kokuyu çıkarmakta zorlanıyorsanız yüz gram kadar kuru çayı, yani işlenmiş kuru çayı, dolabınıza koyun kapağını kapatın veya arabanıza koyun, başka bir şey koymanıza gerek yok. Ertesi gün alın o çayı oradan, olduğu gibi pis kokuyu emer. Tabii onu içemezsiniz artık. Yani iyi kokuyu da kötü kokuyu da emer çay. Markette yanlış yere konursa kokuyu emebilir. Mesela çay şampuan kokuyorsa markette yanlış reyona dizilmiştir. Yan yana veya yakın yere konursa onun kokusunu alır. O yüzden marketlere uyarı yaparız, koku veren ürünlerle çayları aynı raflara koymayın deriz.

Türkiye genelinde bir buçuk milyon ton civarında yaş yaprak üretimi yapılıyor. Bunun yaklaşık yüzde 50-55 civarını Çay-Kur, yani devletin kurumu alıyor. Geri kalanı da özel sektör alıyor. Bazen özel sektör yüzde 50’nin üzerine çıkıyor. Yani diyebiliriz ki yarısını devlet yarısını özel sektör alıyor.

Devlet çay fiyatı ilan eder. Özel sektör kar yapmak istediği için mümkün olduğu kadar daha az fiyata almaya çalışır. Çünkü maliyetleri ona göredir. Kamu aynı zamanda yaş yaprağa fiyat verdiğinde hemen arkasından mamül olan mala da zam yapılması gerekiyor. Bazen politik gerekçelerle bu zamlar yapılmıyor. Zamlar yapılmadığı için maliyet analizleri doğru olmuyor. Kalite düşüyor. Standardizasyon bozuluyor vesaire… Bu anlamda ciddi bir kısır döngü var.

ÇAYI GENÇLEŞTİRMEMİZ LAZIM!

KASAM: Ülkemizin çay sektörünü nasıl görüyorsunuz?

BAYRAMOĞLU: Türkiye’de çay dört vilayette yapılıyor. Bunun yaklaşık yüzde 75’ini Rize yapıyor. Sonra Trabzon yaklaşık yüzde 10-12’sini yapıyor. Kalan kısmını ise Artvin ve Giresun yapıyor. Giresun en son bu işe dâhil oldu. O nedenle Giresun’daki aynı iklime sahip bölgede yapılan çay tarımı, diğer bölgelerin çayına göre daha kalitelidir. Çünkü daha genç ve daha tazedir.

KASAM: Tirebolu’dan bahsediyorsunuz?

BAYRAMOĞLU: Evet, Tirebolu bölgesinden bahsediyorum. Çay yaprağının kalitesi, ömrü, topraktan aldığı katkı, genleri ve kullanılan gübre… Bunların hepsi son derece önemli. Bizim Karadeniz’de Rize ve Trabzon’da yapılan çaycılık aşağı yukarı 60 yaşını geçmiş durumda. Bu oldukça yaşlı demektir. Çayın mutlaka dönüşümlü olarak gençleştirilmesi gerekir.

Türkiye’de çay üretiminin dörtte üçü Rize’de yapılıyor.

KASAM: Nasıl yapılır bu gençleştirme?

BAYRAMOĞLU: Buna sektörel tabiriyle ‘budama’ diyoruz. Budama yapılırken çaylığın dibinden kesilerek yapılması gerekir. Fakat sağolsun müstahsillerimiz onu üstünden biraz keser ve hatta kestiği sene ürün alır. Böylece olması gereken budama olmamış olur.

Bunlar şimdi onda bir olarak dönüşümlü yapılıyor. Yani on senede bir yenilemek anlamında. Diyelim on dönüm araziniz varsa bunun bir dönümünü kesiyorsunuz. O bir dönüm yenilenene kadar bir sonraki sene bir daha alıyorsunuz. Bunu da aslında çöpe atmıyorsunuz. Devlet size oradan alabileceğiniz çay bedelini ödüyor zaten. Yani müstahsilin bir kaybı yok aslında. Müstahsil burada samimi davranarak kesilmesi gereken çaylığını kesse hem o çayın bedelini almış olacak hem de daha kaliteli bir ürünü ortaya çıkartmış olacak. Her sektörde olduğu gibi bu sektörde de yapılıyor böyle şeyler.

KASAM: Hâlbuki devlet çiftçiye destek de veriyor?

BAYRAMOĞLU: Bunlar şimdi onda bir olarak dönüşümlü yapılıyor. Yani on senede bir yenilemek anlamında. Diyelim on dönüm araziniz varsa bunun bir dönümünü kesiyorsunuz. O bir dönüm yenilenene kadar bir sonraki sene bir daha alıyorsunuz. Bunu da aslında çöpe atmıyorsunuz. Devlet size oradan alabileceğiniz çay bedelini ödüyor zaten. Yani müstahsilin bir kaybı yok aslında. Müstahsil burada samimi davranarak kesilmesi gereken çaylığını kesse hem o çayın bedelini almış olacak hem de daha kaliteli bir ürünü ortaya çıkartmış olacak. Her sektörde olduğu gibi bu sektörde de yapılıyor böyle şeyler.

Bunlar şimdi onda bir olarak dönüşümlü yapılıyor. Yani on senede bir yenilemek anlamında. Diyelim on dönüm araziniz varsa bunun bir dönümünü kesiyorsunuz. O bir dönüm yenilenene kadar bir sonraki sene bir daha alıyorsunuz. Bunu da aslında çöpe atmıyorsunuz. Devlet size oradan alabileceğiniz çay bedelini ödüyor zaten. Yani müstahsilin bir kaybı yok aslında. Müstahsil burada samimi davranarak kesilmesi gereken çaylığını kesse hem o çayın bedelini almış olacak hem de daha kaliteli bir ürünü ortaya çıkartmış olacak. Her sektörde olduğu gibi bu sektörde de yapılıyor böyle şeyler.

Çay yapraklarının büyüklüğü ve ayıklanması da kaliteye tesir etmektedir.

KASAM: Çayda ihracatçı olabilir miyiz?

BAYRAMOĞLU:Biz ürettiğimiz çayı Türkiye’de tüketiyoruz. Ekonomik krizler gündeme geldiğinde stoklar elde kalıyor. Uluslararası standartlarda kaliteye sahip çay üretemediğimiz için çok ihracat imkânımız yok. Hâlbuki Hindistan, Pakistan, Sri Lanka, Uganda, Kenya gibi ülkeler farklıdır. Dikkat edin bu ülkelerin de tamamı eskiden İngiliz sömürgesiydi. İngilizlerin kendi ülkelerinde bir tane çay yaprağı yoktur ama çay borsasının tamamı Londra’dadır. İngilizler çayı markalaştırmıştır. Faydalarını da anlatarak iyi sunup pazarlamıştır. İngilizler, Hindistan ve Pakistanlılar gibi sütle karıştırarak içer. Bizde de her bölgede farklı çay kültürü vardır. Mesela Erzurum – Kars – Ağrı – Ardahan taraflarında koyu ve demli çay içilir, küçük bardakla içilir. Güneydoğu Anadolu bölgesinde adı ‘kaçak’ olan Türk çayı değil de Sri Lanka’dan getirilmiş kalite standardı çok düşük ama ekstraksiyonu yüksek, hızlı dem verebilen çay içilir. Bazı yerlerde dikkat ederseniz ‘açık çay’ denir. Mesela ben bu ‘açık çay’ tabirini kim soktuysa şaşıyorum. Çayın açığı olmaz, belli bir standartta demlenmişi olur. Soğuk çay gibi ürünlerde aynı üretim yoluyla aynı tadı seneler sonra da sağlayabilirsiniz. Ama çay kimyevi bir madde değildir. Demleme çayda kullandığınız su, demlik sistemi, koyduğunuz miktar, onu demlediğiniz süre, bunların hepsi çayın lezzetini, tadını ve kokusu etkiler. O yüzden çayı hangi maksatla içtiğimiz de sağlık açısından önemlidir. Türkiye’de biri siyah diğeri yeşil dediğimiz iki çay türümüz vardır. Aralarındaki fark biri fermentedir, diğeri değildir. İkisi de aynı yapraktan çaydır, aynı aşamalardan geçmiştir. Kan kırımızı denilen siyah olan, fermente olup kurutulmaya giren çaydır.

ÜLKEMİZDE HALA ‘KAÇAK’ ÇAY İÇİLİYOR

KASAM: Az da olsa çay ihracatımız var. Bunları nerelere satıyoruz?

BAYRAMOĞLU: Türkiye’de marka değeri yüksek ürün yapamıyoruz. Ürünümüzün bir kıymeti yok. Uluslararası pazarda satamıyoruz maalesef. Beş bin ila on bin ton arasında ihracat kapasitemiz var. Bunun da ağırlığını Avrupa’da yerleşik olan Türk vatandaşlarına yapıyoruz. Hâlbuki orada bile istediğimiz seviyede olmadığımız muhakkak. Ortalamada her Türk vatandaşın üç – üç buçuk kilo çay tükettiğini düşünürseniz Avrupa’da yaşayan insan sayımız altı ila altı buçuk milyon arasına çıktı. Bu yirmi bin ton sadece Türklerin orada çay tükettiğini göstermesi gerekir. Ama bu rakamın ancak dörtte birine demek ki yerli ürün verebiliyoruz. Dolayısıyla onların damak lezzetini oluşturmuş sistemlerin de katkı sağlayamıyoruz.

KASAM: Bu sadece yurt dışı için mi geçerlidir? Ülkemizde de benzer bir tablo var mı?

BAYRAMOĞLU: Bırakın yurt dışını çay sektöründe hala Doğu ve Güneydoğu, yani Mersin’den başlayarak Adana, Hatay, Antep ve Urfa’dan Ağrı’ya kadar giden hatta hala kaçak çay ismiyle alenen ithal çay tüketilir. Hatta çarşıya giderseniz açık çuvalda üzerine de adı “kaçak çay” diye yazılır. Yani bir komedidir ama…

KASAM: Yani “kaçak” markalaşma olmuş çayda?

BAYRAMOĞLU: Kaçak, çayda markalaşmış evet.

KASAM: Peki, müstahsil (ürünü yetiştiren) açısından baktığımızda sektör nasıl görünüyor?

BAYRAMOĞLU: Müstahsil açısından baktığımızda da bu sektörün cazibesi maalesef yok. Şöyle yok: Ortalama bir dönümden bir ton civarında çay alınır. Bugün ilan edilen rakamlarla bu dört bin liraya tekabül eder. Zaten çayı toplayanların yüzde 60’ı veya 70’i yarılıkçı veya gündelikçi kanalıyla çalışır. Çay böyle toplatılır. Toprak sahipleri kendileri toplayamaz çünkü köylerde yaşayan insan kalmamıştır. Yaşlı insanlar vardır. Gençler şehire gitmiştir. Çok nadir bazı aileler bu işi yaparlar. Ama çay bugün ortalaması cüzdan başına bakarsanız 3-4 dönüm arası parselasyon gösteriyor kişi başına, yani aile başına. Dört tondan bugünkü rakamlarla 4 bin lira alsanız 16 bin lira yapar. Yarılıkçı toplatırsanız bu rakam 8 bin lira yapar. Sekiz bin lirayı aylığa bölerseniz aylık ortalama 600-700 lira eder. Yani yedi yüz liralık bir getiri elde etme gayesinde kimse çayın kaliteli bir ürün statüsünde değerlendirilemeyeceğini bilmesi lazım.

KASAM: Bu rakamlar çok düşük.

BAYRAMOĞLU: Bunlar ortalama rakamlardır. On dönüm, yirmi veya otuz dönüm gibi çok ciddi miktarlarda çaylığı olup bunları hem kestirerek kullanan hem hayati gelirlerini elde eden insanlar da var ama bunun sayısı çok azdır. Şunu diyebiliriz: Zirai anlamdaki bu dört lira dediğimiz rakam yaş yaprakla değil desteklerle ortaya çıkan sonuçtur. Dolayısıyla miras dağılımından sonra diğer sahalarda olduğu gibi yani parselasyonların küçülmesi ve  arsa bölünmelerinin getirdiği tarla bölünmelerinin getirdiği kaçınılmaz son Karadeniz’i de bu anlamda vurmuş.

TARIMI DESTEKLEMEK YETMEZ, ETKİ VE SONUÇ ANALİZİ YAPMAK GEREKİR

KASAM: Peki, bu dağılmanın yeniden düzene girmesi mümkün müdür?

BAYRAMOĞLU: Genel itibariyle bakarsak bunların düzene girmesi mümkündür, evet. 2010 senesinde çok önemseyerek üzerinde çalıştığımız muhteşem bir çay kanunu hazırlamıştık. Hatta bu hazırladığımız çay kanunu, ‘çay’ kelimesini çıkartarak teknik bazı düzenlemelerle ne kadar tarım işi varsa, fındık, kayısı, incir ve üzüm olmak üzere hepsinde kullanılabilecek niteliğe sahip bir kanun idi. Bu iş, siyaseti bırakmamın temel sebeplerinden bir tanesidir. Çünkü eninde sonunda siz insanlara faydalı şeyi yapmak için uğraşıyorsunuz. Bölgeyi de düzene sokmak anlamında, çayı düzene sokmak aslında tarımı düzene sokmak demekti. Devletin kaynaklarını gereksiz kaynakla desteklemek değil doğru alanı desteklemek mahiyetinde çıkacaktı bu kanun. Maalesef onu da siyasete kurban verdik.

Aradan on seneyi aşkın bir zaman geçmiş olmasına rağmen hala birçok gittiğim yerde “Sayın vekilim, sayın başkanım, her ne diyorlarsa, diyorlar ki “sizin şu kanununuz var ya! O kanuna hala acil ihtiyaç var. Kayıtsız şartsız bunu hemen çıkartmak lazım.” Dedim ki “On sene geçti. On bir sene geçti. Yani o zaman bunu sahiplenmiş olsaydınız bugünkü noktalara gelmezdik.”

KASAM: Her yönüyle kanunu hazırladınız ama bazı sebeplerden ötürü çıkması mümkün olmadı. Neden?

BAYRAMOĞLU: Sadece kanunu değil, yönetmeliğini bile hazırladık. O kadar netti her şey. Ama konuyu bilmeyen veya konuyla ilgisi olmayan kişiler Tayyip Bey’i bu manada yanlış bilgilendirdiler. Ben de zaten kendisine o zaman şu ifadeyi kullanarak söyledim. “Eğer bu sektörü benden daha iyi bilen biri varsa onu dinlemenizi anlıyorum ama varsa öyle biri benim yanımda çağırın, dinleyelim birbirimizi. Ona göre değerlendirmesini yapalım. Ama bu kanunu bu haliyle kadük hale getirmeyelim.” İşte bugün geldiğimiz nokta maalesef o noktadır.

Bunu sadece çayla ilgili söylemiyorum. Birçok zirai alan için de söylüyorum. Bugün hala bu ülkeyi yöneten siyasi otorite tarımda ne kadar çok destek verdiğiyle övünür. Bu çok yanlış bir övünme tarzıdır. Bundan nasıl verim elde edilir sorusu nadiren aranır. Yani bunun etki ve sonuç analizinde dünyaya, ülkeye, topluma, müstahsile ve ekonomiye şundan kazandırılmıştır analizi yapılmadığı müddetçe tarıma fayda sağlanmış olmaz.

Doğu Karadeniz bölgesinde tarımda iki ekonomik ürünümüz vardır: çay ve fındık. Biraz daha Batıya gittiğimizde fındık var bölgemizde. Samsun, Ordu, Giresun ve Trabzon’da fındık var. O hiç değilse biraz daha fonksiyonel bir üründür. Çaya göre bir anlamda daha da faydalıdır.

BAYRAMOĞLU: Evet. Dünyadaki fındık üretiminin yüzde 70’e yakınını Türkiye üretiyor.

KASAM: Ama buna rağmen fiyatı biz belirleyemiyoruz.

BAYRAMOĞLU: Fiyatı biz belirleyemiyoruz çünkü orada bademciler ön plana çıkıyor. Fındığı biz kuruyemiş olarak biliriz ama fındığın en iyi kullanıldığı yer çikolata, pasta veya türevleridir.

KASAM: O sektörün alıcıları belirliyor yani fındık fiyatlarını?

BAYRAMOĞLU: Evet, o alıcılar belirliyor. Çünkü ben bunu vermiyorum deme lüksüne sahip değilsiniz. Bunu uç ürünü haline getirdik. Ne kadar çok tükettirirseniz… Çünkü bunun vitamin değeri de var. İnsanların her gün bir avuç fındık yemiş olması sağlıkları açısından önemlidir. Bunu böyle bir tüketim anlamında değerlendirerek hareket etmiş olsalar aslında… Hatta fındık tanıtım birliği diye bir birlik vardı. Onlarla beraber de çalışmıştık. Biz her gün Çinlilere birer avuç fındık yedirsek biz zaten yetiştiremeyiz onlara diye bir latife yapardık. Evet öyledir. Yani bunu o insanlar da yiyor veya alternatif bir ürün yiyor. İşte bu anlamda Karadeniz bölgesinin ziraat faaliyetlerini hem markalaşacak hem de tüketimde önceliğe çıkartacak bir noktaya getirmemiz asli vazifelerimizden biridir. Dolayısıyla Karadeniz Vakfı’nın da böyle bir sorumluluğu ve misyonu olduğunu düşünüyorum.

KARADENİZ KADINI ÇAYLIKTA ÇALIŞIYOR AMA ERKEKLER KAHVEHANEDE

KASAM: Doğu Karadeniz’de halk kendi mahsulünü toplama noktasında kendi bölgesinden bir istihdam oluşturamıyor mu? Bölgeye dışarıdan gelen işçiler çok mu fakir? Burada gelip pay alarak iş yapıyorlar?

BAYRAMOĞLU: Siyaseti yöneten ve yönlendiren konumuna getirirsek burada hata yapmış oluruz. Siyaset aslında düzenlemeyi yapacak ve yaptığı düzenlemeyi denetleyecek. Ama işin içerisine girerse bu iş maalesef karışıyor. Hem denetleme hem düzenleme hepsi kayboluyor bu sefer. Çok güzel bir örnek vereyim size. Seçim zamanı çalışıyoruz, köylere gidiyoruz. Vatandaşın hepsi diyor ki “Sayın Vekilim! Bize yardımcı ol da iş bulalım.” Ben de “tamam” diyorum. “Olur, bulalım.” Soruyorum: “Ne yaparsın?” Aynen kelimesi kelimesine şöyle diyor vatandaş: “Ne iş olsa yaparım.” Bu sefer gene soruyorum, “Peki nasıl bir iş istiyorsun?” diyorum. Diyorlar ki: “Çay-Kur’da bizi işe alsınlar!” Çünkü Çay-Kur’un ücret politikası iyi. Yani orası biraz daha çiftlik babında. Orada güvencesi iyi olacak ve yatarak para kazanacak, mantık bu. “Peki” diyorum, “Ne iş olsa yaparsın. Ben sana Çay-Kur değil de iki tane iş söylesem. Yapar mısın?” Merak ediyor böyle söyleyince. Ben de soruyorum: “Senin çayını kim topluyor?” Diyor ki, “Yarılıkçı topluyor.” E şimdi sen hani her işi yapıyordun! Sen kendi çayını toplamayıp, para kazanacağın bir konuda yarılıkçıya veriyorsan nasıl her işi yapabilirsin?

Bir diğer iş: Çay alım yerlerinden çaylar arabalara yükleniyor. Bunu da o bölgenin insanına istihdam olsun diye destekliyor firmalar. Ama bunu da yapmıyor bu iş arayan insanlar. Bakın şimdi bu insanlar hem kendi çayını toplamıyor hem de araba yüklemeye de çalışmıyor. Ama ne iş olsa yaparım diyor. Aslında istediği iş malum. Garantili bir yerde, devlet kurumunda iş.

KASAM: Yani patron ruhlu bir millet bölge insanımız, öyle mi?

BAYRAMOĞLU: Tabii, öyledir. O yüzden kahvehaneler hep doludur. Karadeniz’de kadınlar, Allah selamet versin, çaylıklarda hem çayı toplarlar hem de sepeti taşırlar. Hatta dikkat edin! Bizim Karadeniz’de en çok görülen hastalık kadınlarda romatizma ve kadın hastalıklarıdır. Romatizmanın temel sebebi çaylıkların ıslak olmasıdır. Kadınlar bu ıslaklığın arasında çalışır. Bütün bacaklar ve hatta vücut ıslanır. Bu rutubet de hastalık yapar. Erkekler sabahtan akşama kadar kahvede çay içip kâğıt oynayarak vakit geçirir.

KASAM: Hâlbuki Karadeniz insanı Türkiye’nin en çalışkan insanları diye de bilinir. Özellikle Doğu Karadenizliler için söyleniyor böyle şeyler. Trabzonlular, Rizeliler siyasette ve ticarette çok faal denir.

BAYRAMOĞLU: Orada yaşayanlar değil bunlar, bu söylenenler bölgeden dışarıya çıkanlar için geçerli.

KASAM: Dediğiniz gibi bölgede erkekler kahvehanede, kadınlar çay topluyor. Çay, oraya dışarıdan gelip çalışan insanlarla paylaşılıyor.

BAYRAMOĞLU: Bakın o dışarıdan gelen insanlar oraya gelmeseler çay bile toplanamayacaktır. Dalında çürüyecektir. Düşünün, böyle bir ortam.

KASAM: Peki, bu kültür değişmez mi? Değişirse nasıl değişebilir?

BAYRAMOĞLU: Biz bilinçli bir istihdam politikası geliştirmedik. İşte hazırladığımız o kanunda bunların hepsi vardı. Hatta çayın toplama şeklinden taşıma şekline ve fabrikalarda üretim nasıl planlanacağına kadar, bütün hepsi vardı. Daha özetini söyleyeyim. Biz bu ziyaret ve gezileri yaptığımızda çayda çok ileri olan Hindistan ve Sri Lanka (Seylan) gibi ülkeler bazı toplantılarda bu kanundan bahsettiğimizde bizden rica etmişlerdi. Biz de onu İngilizceye çevirip göndermiştik. Bize dediler ki; bu kanunun bazı maddelerini kullanabilir miyiz? Biz de dedik ki: bunu insanlık için yaptık. Tabii ki kullanabilirsiniz. Bizim kanunu bizde kadük ettik ama onlar istifade edip kullandılar. Hem Hindistan’da hem Sri Lanka’da.

ÇAY’A VE ZİRAATE KALİTE GETİRECEK KANUN DÜZENLEMESİ

KASAM: Bu kanunu birkaç cümleyle anlatabilir misiniz?

BAYRAMOĞLU: Kota mekanizmasıyla bütün fabrikaların kapasitesinin zorlanmayacağı, standartların belirlendiği usul ve erkânla çayların üretildiği, hiçbir fabrikada stoklama yapılmadığı, çünkü çay bekledikçe zarar görür. Sistematik olarak ürünün üretildiği, aylık satımların mutlaka kota sistemine bağlı olarak satılabildiği, bunun arz talep dengesine göre o aydaki tüketilecek miktar kadar ancak satış yetkisinin olacağı ve bu satışların da paketli veya paketsiz olarak sistematik şekilde borsa üzerinden yapılacağı, üretici ve satıcı olanların aynı mahiyetteki üretimi satın almak suretiyle aynı mallarını pazarda satacağı fiyat standardizasyonun oluşacağı bir mekanizmaydı.

KASAM: Her şeyin tamamen kayıt altına alındığı bir sistem.

BAYRAMOĞLU: Kayıt altına alındığı ve böylece aylık düzenli bir ücret politikasının olduğu, her ay düzenli olarak paranın dağıtılacağı ve fiyat standartının da buna göre oluşacağı bir mekanizmaydı. Bugün fabrikaların hiçbir değeri yoktur. Ama bu kanunla, fabrikaların değeri, bir kota lisansı olmuş olsaydı, bugünkünden beş altı kat fazla fiyata ulaşırdı. Bu fabrikaları almak isteyenler olurdu. Kotalar olsaydı kimse çay fabrikasını bu sistemde satmazdı.

KASAM: O halde çay sektöründe standartlar belirlenince kalite gelecekti?

BAYRAMOĞLU:Evet, standartlarla kalite gelecekti. Kaliteli mallar ona göre fiyatla borsada satılacaktı. Kalitesiz malların tercih edilmeyeceği bir ortam olacaktı. Kalitesiz malı satamayacağı için herkes mecburen kaliteli mal yapacaktı. İşte burada devlet sadece düzenleyen ve düzenlediğini denetleyen olmalıydı ve  biz işi bu konuma getirmeye çalışıyorduk. Niyet buydu. Ama bunu spekülasyona kurban ettiler. Yok efendim Çay-Kur’u özelleştirmek istiyorlar, yok Çay-Kur’u sattıracaklar. Şu olacak bu olacak dendi. Ama ben üzüldüğüm şeyi söyleyeyim: Çay-Kur’a bugün Karadenizli siyasilerin olduğu ortamda bu destek veriliyor. Yarın Karadenizli siyasiler olmadığında Çay-Kur maalesef bu yapılmış olanların çoğunu yapamayacaktır. Bunun altını kalın kalemle çiziyorum. Devletin ayrımcılık yaparak ona ayrı bir imkân sağlayacağı bir mekanizmada çalışamayacağı için Çay-Kur kaynak olarak sıkıntılı bir döneme girecek. Maalesef oraya doğru gidiyor.

KASAM: Sizin savunduğunuz kanunda denetlemeyi aslında piyasa yapıyor.

BAYRAMOĞLU: Evet, tüketici denetlemiş olacak. Tüketici beğenmediği mala para vermeyecek. Para etmeyen malı da kimse satamayacak. Yani herkes ürününde kalite standartını öne çıkaracak ki o zaman siz de Sir Winston Tea yapacaksınız, o zaman Ahmad Tea yapacaksınız, Mahmood Tea yapacaksınız. O zaman Lipton benzerini yapmış olacaksınız. Bugün bunlar neden daha farklı fiyatla satıyor? Ürünleri çok daha mı iyi diğerlerinden? Hayır! Marka değerleri, getirdiği ürün satışı politikasından kaynaklanıyor.

KASAM: Yerli çay sektörüne kalite gelmesi için önce kanuni düzenleme gelmesi gerektiğini düşünüyorsunuz. Bunu ilk adım olarak mı görüyorsunuz?

BAYRAMOĞLU: Kanuni düzenleme olmadığı sürece ağzımızla kuş tutsak, hatta dünyanın en kaliteli çayını üretiyor olsak da dünyada bir standart yakalayamayız. Öyle ki ülkede standart oluşturamayacağımız için markalaşma şansımız yok. Markalaşmanın temeli sadece içeride satmak değil, dünyaya ihraç ediyorsanız marka kıymetiniz olur. Dünya geneline satamadığınız takdirde değeriniz hep düşük kalır. Bu yüzden Türkiye’nin çayının değeri düşüktür. Bunu gündeme getirebilmek için beş yıllık, on yıllık master planı lazım ki markalaşabilelim.

KASAM: Bahsettiğiniz standardı Türkiye çayda sağladığı takdirde ihracatı artırabilir mi? Bunun için çaya uygun arazimiz var mıdır?

BAYRAMOĞLU: Türkiye o kadar çok çay satamaz ve satmamalıdır da. Ama marka değerini yükseltirse bu kıymet anlamına gelir. Neden? Çünkü Türkiye’de üretilen çay miktarı zaten tüketilen çay miktarına neredeyse eş değerde. İçeride talep varken dışarıya zaten satılmaz. Ama ne kadar dışarıya da satabilirsek, on bin, yirmi veya otuz bin ton, içeride de kalite artar. Daha lezzetli iyi çay içilir. Özeti bu.

KASAM: Çay sektöründe bilgi ve tecrübelerinizi, probleme yönelik tekliflerinizi paylaştınız. Karadeniz üzerinden ülkemizin ziraat meselesini de konuşmuş olduk. Çok teşekkür ederiz efendim.

spot_img

Yazılarımız ve gelişmelerden haberdar olmak için mail bültenimize abone olun.

İlgili Yazılar

Yorum Bırak

Please enter your comment!
Lütfen isminizi girin